18 Nisan 2013

çok derin
derin derinlerimde,
ellerin bir armağan gibi tanrıdan bana kış güneşinde
altın kirpiklerin

15 Nisan 2013

Elinde şemsiye varken,yağmuru sevdiğini söyleme bana...
Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim. Küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı. Yokluğuna alışmamalıyım. .

28 Şubat 2013

''madem dünya küçük,hani nerdesin ?'' dedinya, ey güzeller güzeli işte hep yanında yan sokağındayım garip kuşlar ötmüyor sustular güzeller güzeli. adın gibi özledim oysa ben seni, güllerin nuruna inanırım ben,sağ başımda gül kuruları... hadi şimdi çık gel,gel bitsin özlemlerim !

06 Şubat 2013

04 Ocak 2013

yaşamımın dönüm noktalarında seninde olmanı isterdim, yıllar sonra oturup kahvemizi yudumladığımızda; baş başa,göz göze,diz dize anıları yad etmek varken, şimdilerde geleceğe dair hayallerime ulaşamıyorum. sen,sen şimdiler aşağıda bir bankta otururken, ben seni izliyorum perde arasından. öyle güzel bakıyorsun ki uzaklara yanına oturmak,aniden sarılmak istiyorum sana. oysa görüş mesafen kadar bile,yakın değilsin bana, uzaksın,çok uzaklardasın... epey zaman olmuş oysa, oysa sanki dün gibi içimde sızısı. oysa hep derdim ben, şimdi sen gelsen, gel sen! yıllara hep bomboş beyaz sayfalar açtım, artık istemem yeni başlangıçları şimdi sen,sakın gelme sen !

02 Ocak 2013

çünkü sen beni hiç pişman etmeyeceksin her yeni gün uyandıgımda diyecegımki dünyanın en şanslı adamı benım dunyanın en guzel kadınıyla uyudum ve sımdı uyandım ve ölmedım bugunde bugunu onunla gecırecegım evet ben dunyanın en sanslı adamıyım :)
sadece özlemlerim değildi senden sakladığım...

29 Aralık 2012

Gitmeseydi, Çok güzel bir hayatımız olabilirdi. Çok paramız olmazdı belki ama çok neşeli olabilirdik çok zaman. Oturup her akşam pek kimsenin bilmediği güzel filmler izlerdik, tatil günlerinde gidip rakı içerken dinleyeceğimiz plaklar seçerdik eski eşyalar satan dükkânlardan, kışları dışarıda kar yağarken ışıkları söndürüp evimizin perdelerini açardık sonuna kadar, Türk kahvesi yapardım ikimiz için. Hiç konuşmadan kahvelerimizi yudumlar, radyo tiyatrosu dinlerdik kar yağışını izlerken. Tiyatro ve kahveler bittiğinde, filmlerden konuşurduk, kitaplardan, sanattan, memleket meselelerinden, İkinci Yeni şairlerinden falan. Sonra ben birkaç dize okurdum ona Cemal Süreya'dan. O da çok sever çünkü Cemalettin Seber'i. Sevdiğimiz şeylerden bahsederdik işte hep. Ben en çok onu anlatırdım, ondan bahsederdim yüzüne karşı. Sonra usulca çekilip köşeme, ben öldükten sonra saklaması için bırakacağım mektuplardan bir tane daha yazardım. Dedikodusunu bile yapardık 17 numarada oturan komşumuzun. Uyuma vakti geldiğinde ise, ben saçlarına bir öpücük kondurup öyle dalardım cennet gibi düşlere. Zaten ona sarıldığım bir gecenin içinde cehennemin işi ne ki? Ama gitti işte... Bunlar o kadar naif tasarlanmış şeylerdi ki, bir başkasıyla yaşama fikri bütün bunları, mükemmel itici... Bunları bir başkasıyla yaşamaktansa, tek başına yaşayan, kimsesiz, aksi bir ihtiyar olarak yaşamak daha cazip, hayatını arabesk şarkılara ve rakı şişelerine gömen... Bilmiyorum işte. Bilmiyorum. Ne tanrının varlığı umrumda, ne İsa'nın yaralı elleri için endişeleniyorum, ne de yaşama uğraşı... Ama gitti işte... Gitti. Siktir olup gitti. Bilinmezliğe falan değil, öyle tanıdık, öyle de bildiğim yerlere gitti ki. Damarlarımda dolaşan yüzlerce paslı çivi etkisi... Batuhan Dedde - Tahta Putun Mektupları

09 Aralık 2012

Sonra bir ev boyadım sana,kapısı mavi,zili deniz. içinde yaşasak ikimiz... geç bunları demeden, şimdi çal,çalsana kapımı ister huzurlu,ister huzursuz...
aslında bütün insanları sevebilirdim, sevmeye senden başlamasaydım eğer :)

06 Aralık 2012

sordu annem ''nereye gidiyorsun ?'' -''papatya bahçelerine anne'' yanına geldim!

24 Kasım 2012

15 Kasım 2012

saklandım şimdilerde, bir değirmenin altından yazıyorum sana
bir tepe rüzgara hapsolmuş bir tepeden, şimdi sensiz batacak bu güneş
cok zaman gecmıs ustunden

belkıde nıce baharlar...

herşey değişmiş etrafımda

ama gözyaşlarımın tadı aynı kalmış...

korkmuyorum artık

kaybedecek pekde bişi kalmadı ellerımde

ellerım bomboş kalmış

ne çok şey kaybetmişim oysa
sahılde bir kayık buldum,sahipsiz bir kayık...
dalgaların kumsalıma vurduğu,eski bir kayık.
denıze dogru sürdüm...
gece hüzün gecesi akrep 3ü göstermekte
vur vur sazcı sazın teline,al götür beni leylanın diyarlarına
içime en acı zehirlerden sür
unutlurmu söyle unutulur mu hiç
senınle ılk tanıstıgımız gun unutulurmu...
aşık olmuştum senı ılk gordugumde
izmirde bir kahvehanenin bahçesinde çöreklenirken yıllar sonra,cebimden eski bir fotoğraf çıkaracağım... bende bi kalp var, bütün bir ömre sığdıramadığım, o küçük ellerine bırakıp gidebilecek kadar hafif...
son sözlerimmisin...
yine canım acısın mı
yine görünüp gideceksin biliyorum
kollarımı açtığımda...
gidiyorum...
uzun upuzun bi yol var uzaklarda.
seslenmeyecekmisin,hadi '' dur gitme '' de...
vuslata giden upuzun yol... şimdi yol derin,yol yorucu, yol yalnız,yollar aşk sana geldiğim bütün yollarda aşk var sevgilim!
tırtıldım kelebek oldum,yoruldum yoruldum yoruldum...
uçtum uçtum,kondum bir dala.iki aşık var altta
sen daha küçücük bi kız çocuğusun
al al yanakları,yaramaz bi çocuk
özgürce koşmak isteyen,etekleri savrulan bi çocuksun...
düştüğünde artık ağlamıyorsun,büyümüşsün
saçların uzamış,yaramazlığını yitirmişsin
eskisi gibi sarılmıyorsun bana
sevmiyosun eskisi gibi...

parka gidelim mi eskisi gibi ?
sevgili esmeralda
bu satırları batıda bir kasabadan yazıyorum
belkide son mektubum kavuşacağız
sevdiğimiz o şarkılar bitti şimdi
nisan bitti,yağmurlar ısındı
yıldızlar uzak değil artık...
bir yaz esintisinde tepede uzanıp yıldızları izlerken
ben olmayacağım yanında.